İnsanın hayal gücünün ne kadar sınırlı olduğunu şapşahane, ayna gibi gösteren bir video gördüm newlaunches'da.
İnsanın hayalgücü kafasındaki formatlarla sınırlıdır, o yüzden yaratıcı olmak istiyorsanız ya da etrafınızdakileri daha yaratıcı kılmak gibi bir derdiniz varsa önce bu formatlarla savaşmanız lazım. Yoksa ne kadar ilham verici/alıcı olursanız olun başlangıç noktanızdan çok uzaklaşamazsınız.
Mesela bu 1967 yılından 1999'a bir bakış içeren bir kısa filmde en ilginç nokta, bu akıllı ev sisteminde görülen her fonksiyonun fotoğrafik olması. Tabi ki 1967'de tabi ki kimse "dijital" düşünemiyor ve yazılım diye bir şey yok. Yazı dediğin sadece kağıt üzerinde yaşayabilen bir kavram...
Düşünüyorum da bu bizim de geleceğin haberleşme teknolojilerinde 3 boyutlu projeksiyon teknolojileri düşünmemiz ya da otomobilleri ille ki uçuracak olmamız gibi bir şey aslında. Biz de bugünün kalıpları ile kısıtlı düşünüyoruz, halbuki bugünden biliyoruz ki sanal gerçeklik içinde aslında yüzyüze (başka birinin gerçekliğinde) iletişim kurabilmek ya da sanal seyahat mümkün. Yani aslında şu an bile biri uğraşsa evden hiç çıkmadan işyerindekilerle toplantı yapabileceğimiz, ofise gitmeden işlerimizi aynen yapabileceğimiz, dolayısı ile otomobile binmekten kurtulacağımız bir dünya mümkün.
Ki bunu söylemek için hayalgücünü hiç kullanmana da gerek yok
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazartesi, Eylül 10, 2007
Perşembe, Eylül 06, 2007
Elektronik müzikten elektronik bir enstrüman: reacTable

Björk'ün California'daki konserinde ilk kez kitleler önünde kullanılan reacTable eğitimi, virtiyözü, tekniği olmayan, "anyone can cook" felsefesine uygun bir nüzik aleti.
Bakıcaz, görücez.
Perşembe, Şubat 01, 2007
Bizim payımıza hep kıskanmak mı düşer?

Yine kıskandım. Çünkü benzer bir konuşan outdoor fikrini bir markaya önerdiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Hem de çok daha popüler olabilecek bir formatla... Bir yılı çoktan aştı bu fikri pas geçen müşterimin yüzüne hayal kırıklığı ile baktığım günden bugüne...
Ama işte işin içinde garip bir dengesizlik var; eğer Mini'nin ajansıysanız söylediğiniz fikirler kimseyi "abuk" gelmiyor, çünkü onlar yaratıcılığa para ödüyorlar zaten. Bir diğer ekol ise yaratıcı fikirleri "abuk", "pahalı", "off-strateji", "tepki toplar" gibi etiketlerle püskürtüp, aynı fikri üç sene sonra ecnebide görüp yaptırmaya çalışanlardan oluşuyor.
Zaten tavuk-yumurta misali, reklam dünyasının en büyük bilinmezlerinden biri Mini, Absolut, PS2 gibi markaları ajansları mı yaratıcılıkları ile yüceltir, yoksa bu markalar mı ajanslara yaratıcı olma şansı verir?
Her durumda bence, Benckiser'de de olsa hiç bir marka yöneticisinin yaratıcı bir fikri oto-püskürtme şansı olmamalı. Eğer bir fikir sadece "yaratıcı", "taze" ya da "yeni" ise ve ajansın stratejik süzgecinden geçtiyse, bu bile bu fikir üzerinde biraz daha durmaya değer: bu fikri iletişimin neresinde kullanabilirim? nasıl daha ekonomik hale getiririm?
Herneyse, Mini'nin yaptığı bu yaratıcı outdoor uygulaması Butler, Shine, Stern and Partners ajansına aitmiş. Kısaca keramet CP+B'de değilmiş. Onu öğrendik.
İşin en güzeli, bu outdoor fikri yaratıcıları tarafınfan "ucuz" bir teknoloji olarak nitelenmiş. Mekanizma da basit,
"Through a questionnaire that MINI owners filled out and a Radio Frequency Identification (RFID) tag embedded in their radio key fob, the automaker created a number of ‘talking’ billboards. These boards, that usually host typical advertising, are programmed to pick up radio signals from the hidden chip inside the car and display personal messages. So, if you are one of the 4500 MINI owners cruising in one of the lucky cities keep an eye on overhanging billboards on the way home. Targeted messages like: ‘you’re moving at the speed of justice’ can appear if you are a lawyer"

Konu ile ilgili NY times makalesi için tıklayın
Etiketler:
crispin porter bogusky,
Mini,
new media,
strateji,
teknoloji
Pazartesi, Ocak 22, 2007
Ben olsam...
Jeep'in ilk olarak kullandığı bir su teknolojisi...
Ben olsam bu teknolojiyi ilk olarak bir gerilla işte kullanırdım. Bu tip bir fuar atraksiyonu olarak değil, markasız bir alanda sürpriz değeri yüksek olacak şekilde... Kendinizi tüketicinin yerine koysanıza, bir anda seninle konuşmaya başlayan bir şelale görmek, ne müthiş bir deneyim olurdu...
Ben olsam bu teknolojiyi ilk olarak bir gerilla işte kullanırdım. Bu tip bir fuar atraksiyonu olarak değil, markasız bir alanda sürpriz değeri yüksek olacak şekilde... Kendinizi tüketicinin yerine koysanıza, bir anda seninle konuşmaya başlayan bir şelale görmek, ne müthiş bir deneyim olurdu...
Cuma, Ocak 12, 2007
iPhone meselesi - güncelleme (2)
Bu arada engadget'ın haberine göre iPhone ve gelecek iPod'larda artık Samsung işlemciler kullanılacakmış. Bir de Engadget, iPhone'un (müthiş yenilikçi (?) tasarımı ile ilgili olarak bize bir LG tasarımını hatırlatmış. Bu arada Cisco'nun isim konusunda açtığı dava meselesi de var ama onu kaale almıyorum, bunu öngörmemiş olamazlar.


Bu da Late night with Conan O'Brian'dan bir iPhone reklamı
bkz. "a boy and his computer" blogunda yer alan advertorial
ve iPhone'da olmayanlar listesi:
3G desteği yok. Şebeke içi internet için GPRS/EDGE kullanılmak zorunda.
3. parti yazılım desteği yok, kapalı sisteme sahip.
Oyun yok.
Java ve Flash desteği yok.
YouTube desteği sadece 10.000 video ile sınırlı.
Çıkarılabilir pili yok. 300-400 şarjdan sonra (1 yıl), fahiş paralar ödenerek değiştirilmek zorunda.
MMS desteği yok.
Tuşsuz yapısı ve dokunmatik ekranı nedeniyle tek elle kullanılamıyor.
Fiziksel klavyesi yok.
İki megapiksellik kamerası var, fakat video kaydı yapamıyor. Zoom
yok, flaş yok.
GPS yok.
Anlık mesajlaşma (AIM, Yahoo, MSN) desteği yok.
Bluetooth üzerinden diğer aletlere içerik gönderilemiyor, Bluetooth sadece ve sadece kulaklık için kullanılabiliyor.
Hafıza kartı yuvası yok.
FM radyosu yok.
iTunes şarkılarını melodi olarak kullanmaya izin vermiyor.
Bilgisayar sahibi olmadan, iPhone kullanmak mümkün değil. iTunes ile etkinleştirmek zorunlu.
Excel, Word ve PDF desteği görüntülemeden ibaret. Belge düzenlemeyi ve oluşturmayı desteklemiyor.
Safari tarayıcısı var. Fakat Flash olmadığından, pek çok sitede görüntüleme sorunu yaşanıyor.
Sesli arama, sesli komut ve kayıt yok.
A2DP, yani stereo Bluetooth kulaklık desteği yok.
Kablosuz eşitleme (senkronizasyon) ya da internetten doğrudan içerik satın alma desteği yok.
Tarayıcısı var ama internetteki resim, müzik vb. dosyaları hafızaya kaydedemiyorsunuz.
AT&T dışı SIM kartların çalışmaması bir yana, her AT&T SIM kartı çıkarıp takışta bile aleti yeniden etkinleştirmek gerekiyor. Yani iPhone, cep telefonu tarihinin en karmaşık SIM kilitli telefonu.


Bu da Late night with Conan O'Brian'dan bir iPhone reklamı
bkz. "a boy and his computer" blogunda yer alan advertorial
ve iPhone'da olmayanlar listesi:
3G desteği yok. Şebeke içi internet için GPRS/EDGE kullanılmak zorunda.
3. parti yazılım desteği yok, kapalı sisteme sahip.
Oyun yok.
Java ve Flash desteği yok.
YouTube desteği sadece 10.000 video ile sınırlı.
Çıkarılabilir pili yok. 300-400 şarjdan sonra (1 yıl), fahiş paralar ödenerek değiştirilmek zorunda.
MMS desteği yok.
Tuşsuz yapısı ve dokunmatik ekranı nedeniyle tek elle kullanılamıyor.
Fiziksel klavyesi yok.
İki megapiksellik kamerası var, fakat video kaydı yapamıyor. Zoom
yok, flaş yok.
GPS yok.
Anlık mesajlaşma (AIM, Yahoo, MSN) desteği yok.
Bluetooth üzerinden diğer aletlere içerik gönderilemiyor, Bluetooth sadece ve sadece kulaklık için kullanılabiliyor.
Hafıza kartı yuvası yok.
FM radyosu yok.
iTunes şarkılarını melodi olarak kullanmaya izin vermiyor.
Bilgisayar sahibi olmadan, iPhone kullanmak mümkün değil. iTunes ile etkinleştirmek zorunlu.
Excel, Word ve PDF desteği görüntülemeden ibaret. Belge düzenlemeyi ve oluşturmayı desteklemiyor.
Safari tarayıcısı var. Fakat Flash olmadığından, pek çok sitede görüntüleme sorunu yaşanıyor.
Sesli arama, sesli komut ve kayıt yok.
A2DP, yani stereo Bluetooth kulaklık desteği yok.
Kablosuz eşitleme (senkronizasyon) ya da internetten doğrudan içerik satın alma desteği yok.
Tarayıcısı var ama internetteki resim, müzik vb. dosyaları hafızaya kaydedemiyorsunuz.
AT&T dışı SIM kartların çalışmaması bir yana, her AT&T SIM kartı çıkarıp takışta bile aleti yeniden etkinleştirmek gerekiyor. Yani iPhone, cep telefonu tarihinin en karmaşık SIM kilitli telefonu.
Perşembe, Ocak 11, 2007
Kitleselleşme bazı markaları bozar mı?
Steve Jobs bir röportajında der ki: "There's a very strong DNA within Apple, and that's about taking state-of-the-art technology and making it easy for people"... Halbuki benim kafamdaki Mac markalarının hala "kullanımı kolay teknolojiler" sunmaktan daha önemli bir görevi var: en yüksek performanslı teknolojileri, en kompakt halde sunmak.
Çünkü benim kafamda Apple'ın temel hedef kitlesi, "trendsetter" özellikli, yaratıcı bir bakış açısı olan yenilikçi insanlardı(r); müzisyenler, tasarımcılar, reklamcılar, editörler, mimarlar... Apple bir muhasebe departmanında demirbaş bir ürün olmayı hedeflemez mesela ve şüphesiz bu tercihinden de gurur duyar.
Teknolojiden bahsederken icatçı olmaktan bahsetmiyorum. İlk kişisel bilgisayarı, ilk laptopu, ilk MP3 playeri ve ilk işletim sistemini düşünen kurum Apple olmadı. Ancak yaptığı her şeyi öncekilerden çok daha iyi tasarladı (ve daha iyi pazarladı).
Apple teknolojilerinin her zaman diğerlerinden -en azından bir adım- ileride olması gerektiğini düşünenlerdenim. Çünkü ancak böyle "yaratıcı" olarak tanımladığımız kitlenin markaya ilgisi sürdürülebilir. Çünkü teknolojiye bağımlı yaratıcılar, marka sadakati ve estetik özelliklerden etkilenir ama sonuda her zaman performansı tercih ederler, bu insanlar başarılı ve mutlu olmak için ihtiyaçlarını karşılayacak ve arzularını gerçekleştirecek ürünlere mecburlardır.
Apple'ın performans alanında kan kaybettiğini söylemek mümkün. Zaten artık kendilerinin de çok fazla teknoloji üretimi iddiaları kalmadı. Önce Intel ile yapılan işbirliği, şimdi de son basın toplantısında anons edildiği gibi kurumsal isimlerinden "Computer" kelimesini de çıkarmaları ve Apple Inc. olmaları ve tabi ki iPhone bunun bir göstegesi. Bunlar basit tesadüfler değil. Düşünün ki Porsche önce "Motorlarımı Toyota'dan alacağım, zaten ben tasarım markasıyım" diyor ardından da "işimizi otomotivle kısıtlamayacağız ve başka şeyler de yapacağız. Örneğin, bu mobilya Porsche markalı" diyor... (Not: Porsche'nin ayakkabıdan, mobilyaya ve hızlı tren sistemlerine kadar çok farklı ürünler tasarlayan Porsche Design adlı bir tasarım stüdyosu var, dolayısı ile zaten otomotiv haricinde de Porsche markalı tasarımlar var. Ancak ürünler değil tasarımlar Porsche imzalı olduğu için "performans otomobili markası" kimliklerini zedelemeden yönetiyorlar)
Öte yandan Apple'ın pazarlama becerisi o kadar yüksek ve zamanlamaları da -şimdilik- o kadar iyi ki, bizi bugüne kadar istediği gibi manipüle edebildi ve yaptıkları her şeyin başarılı olduğuna yürekten inandırdı. Apple'dan hiç şüphe duymadık. iPhone ve Apple TV lanse edilirken işlemci hızları gizlendi, onun yerine itina ile saklama kapasiteleri öne çıkarıldı, bunu bile sorgulamadık.
Marka "easy to use" iddiası ile hızla kitleselleşiyor, yaratıcılara özel bir marka olmaktan çıkıp sevgili muhasebecilerin de cebine, oradan evlerine ve sonra da ofislerine giriyor.
Dolayısı ile "easy for people" ihtirası, performans üstünlüğü hedefini çoktan geçmiş görünüyor. iPhone!a bakacak olursak bir sonraki adım da "convenient for people" olabilir. Bu da Apple'ın ticari anlamda mucizesi ama marka yönetimi anlamında sonu olma riski taşıyor.
Artık Apple'ın müşteri profili de değişti: dinleyiciler, takipçiler, "me-too"lar, "ay bu iPod'u kullanmak ne kadar kolay"lar, paris hiltonlar, "ama sevgilim çok şık değil mi?"ler ve tabi ki sevgili muhasebeciler...
Bunun en güzel ispatı da "Get a Mac" kampanyası. Apple'ın belki de ilk kitleleri, hiç Apple kullanmayanları hedefleyen ve pazar payı odaklı bu kampanyasının mesajı basit: "Ey tüketiciler, bu şişko ve aptal tiple mi takılmak istiyorsunuz, yoksa bu yakışıklı ve zeki gençle mi? Tercihinizi yapın ya 'loser' olacaksınız ya da 'cool'". Seviye bu, sofistikasyon bu...
Eskiden Apple aldığında, öncelikle en iyisini aldığını bilirdin ve iki-üç kart para ödemeye razı olurdun. Üstüne üstlük bu "en iyisi" için çok ciddi bir şeyden vazgeçerdin, alışageldiğin tüm Windows menşei bilgisayar kullanım alışkanlıklarından. Hatta şahane PC oyunlarından... Ama şimdi Apple alırken iki şeyden emin olabilirsin: öncelikle tüketici algısına göre "en popüler" ürünü aldığından, sonra da aldığın ürünün kesinlikle "easy for people" olduğundan.
Bence piyasaya çıkacak ürünler arasında bir tek Apple TV, HD teknolojileri ile uyumu ve Apple'ın teknoloji üstünlüğünü koruyan, üstün görüntü kalitesi algısı nedeni ile en başarılı Apple. iPhone ise beni hedeflemiyor, çünkü piyasada 3G uyumlu, 500 mHz işlemci hızına sahip, 9 saat konuşma ve navigasyon süresi sunan başka makineleri almayı tercih ederim. 2 megapiksellik bir kamerası ve wi-fi'ı olan bir "smart iPod"a sahip olmak gibi bir arzum yok. Üzgünüm, güzellik ve kolay kullanım da teknoloji sözkonusu ise beni çok etkilemiyor. Bilakis oyuncaklardan ziyade, cihazları seviyorum.
Steve Jobs şaşırabilir ama gözlüklü şişkolarla takılmak beni korkutmuyor, çünkü benim istediğim şekilde işlerini yaptıkları sürece ve performansları da daha iyiyse onları yönetebilirim.
Peki neden böyle bir makine piyasaya sundu Apple? Bence sebep basit, fiyat avantajı nedeni ile kolayca kitleselleşebilmek için seçilen "portable audio" dünyasında artık Steve Jobs geride kalmaya başladıklarının farkındaydı. PSP'yi takip eden dönemde iPod'a video özelliği ekleyen Apple, Microsoft Zune'un ardindan da bir tek wi-fi özelliği ekleyip yeni bir model çıkarmayı doğru bulmadı (ki haklılar). Üstelik PSP'nin bir PlayStation ve Zune'un bir de Xbox bağlantısı var ki, bu platformda Apple'ın bu markalarla rekabet edebilmesi ve bu şekilde kitleselleşmesi mümkün değildi (Bu arada Nintendo Wii'nin ne kadar "Apple"ımsı bir ürün olduğunun farkında mısınız?)
Dolayısı ile Apple markasının "zengin" olmak için "kitlesel" bir cin fikre ihtiyacı vardı. O yüzden taa iki buçuk yıldır üzerinde çalıştıkları iPhone'u, tam da içlerine sinmese de, piyasaya atıverdiler. Kendi adıma Haziran'da piyasaya çıkacak versiyonun hemen bir kaç ay sonrasında daha eli yüzü düzgün bir iPhone'un seri üretime geçeceğine yürekten inanmak istiyorum.
Peki bu durumda ileride ne olacak?
Ürün Haziran'da çıkıncaya kadar rakipler stylus istemeyen başka modeller piyasaya sunmuş olacak. Yine de Apple'ın muhteşem pazarlamacıları Haziran'da müthiş bir PR kampanyası ile tüm ünlülerin iPhone kullandıları(?) bilgisini hedef kitle ile paylaşacaklar. Herkes çok heyecanlanacak, ilk gerçek iPhone'a dokunduğunda insanların gözleri yaşaracak, dayanamayıp hemen alacaklar, hatta daha dokunmadan bile ABD'den sipariş edecekler. Markaya aşık oldukları için ürünün hiçbir eksiğini görmeyecekler, onu çok sevecekler. Sonra bir sürü anlamsız yerde, "kel alaka" insanda da aynı telefonu görecekler. Bir de bakacaklar ki heryerde, renk renk iPhone'lar var, dolayısı ile iPhone'un artık o kadar da özel olmadığını düşünecekler. Ve sonra da artık çok da Apple hayranı olmadıklarını farkedecekler. İşte tam da o anda Apple başka bir "güzel beyaz gadget" piyasaya sürüverecek... ve tekrar heyecanlanacağız.
Ben bu filmi görmüştüm ama bir sonu da vardı, sonunu da gördüm... Hatırlar mısınız, Air teknolojisi ile kalbimizi kazanan Nike, neler oldu da bir anda yerini Puma'ya, New Balance ve hatta Asics gibi daha az kitlesel markalara bıraktı. O filmi hatırlayın, Nike'ın kitleselleşmenin yükünü nasıl kaldıramadığını da hatırlayın. Sonra da aşağıdaki video'yu izleyin. İyice hatırlayın.
Çünkü benim kafamda Apple'ın temel hedef kitlesi, "trendsetter" özellikli, yaratıcı bir bakış açısı olan yenilikçi insanlardı(r); müzisyenler, tasarımcılar, reklamcılar, editörler, mimarlar... Apple bir muhasebe departmanında demirbaş bir ürün olmayı hedeflemez mesela ve şüphesiz bu tercihinden de gurur duyar.
Teknolojiden bahsederken icatçı olmaktan bahsetmiyorum. İlk kişisel bilgisayarı, ilk laptopu, ilk MP3 playeri ve ilk işletim sistemini düşünen kurum Apple olmadı. Ancak yaptığı her şeyi öncekilerden çok daha iyi tasarladı (ve daha iyi pazarladı).
Apple teknolojilerinin her zaman diğerlerinden -en azından bir adım- ileride olması gerektiğini düşünenlerdenim. Çünkü ancak böyle "yaratıcı" olarak tanımladığımız kitlenin markaya ilgisi sürdürülebilir. Çünkü teknolojiye bağımlı yaratıcılar, marka sadakati ve estetik özelliklerden etkilenir ama sonuda her zaman performansı tercih ederler, bu insanlar başarılı ve mutlu olmak için ihtiyaçlarını karşılayacak ve arzularını gerçekleştirecek ürünlere mecburlardır.
Apple'ın performans alanında kan kaybettiğini söylemek mümkün. Zaten artık kendilerinin de çok fazla teknoloji üretimi iddiaları kalmadı. Önce Intel ile yapılan işbirliği, şimdi de son basın toplantısında anons edildiği gibi kurumsal isimlerinden "Computer" kelimesini de çıkarmaları ve Apple Inc. olmaları ve tabi ki iPhone bunun bir göstegesi. Bunlar basit tesadüfler değil. Düşünün ki Porsche önce "Motorlarımı Toyota'dan alacağım, zaten ben tasarım markasıyım" diyor ardından da "işimizi otomotivle kısıtlamayacağız ve başka şeyler de yapacağız. Örneğin, bu mobilya Porsche markalı" diyor... (Not: Porsche'nin ayakkabıdan, mobilyaya ve hızlı tren sistemlerine kadar çok farklı ürünler tasarlayan Porsche Design adlı bir tasarım stüdyosu var, dolayısı ile zaten otomotiv haricinde de Porsche markalı tasarımlar var. Ancak ürünler değil tasarımlar Porsche imzalı olduğu için "performans otomobili markası" kimliklerini zedelemeden yönetiyorlar)
Öte yandan Apple'ın pazarlama becerisi o kadar yüksek ve zamanlamaları da -şimdilik- o kadar iyi ki, bizi bugüne kadar istediği gibi manipüle edebildi ve yaptıkları her şeyin başarılı olduğuna yürekten inandırdı. Apple'dan hiç şüphe duymadık. iPhone ve Apple TV lanse edilirken işlemci hızları gizlendi, onun yerine itina ile saklama kapasiteleri öne çıkarıldı, bunu bile sorgulamadık.
Marka "easy to use" iddiası ile hızla kitleselleşiyor, yaratıcılara özel bir marka olmaktan çıkıp sevgili muhasebecilerin de cebine, oradan evlerine ve sonra da ofislerine giriyor.
Dolayısı ile "easy for people" ihtirası, performans üstünlüğü hedefini çoktan geçmiş görünüyor. iPhone!a bakacak olursak bir sonraki adım da "convenient for people" olabilir. Bu da Apple'ın ticari anlamda mucizesi ama marka yönetimi anlamında sonu olma riski taşıyor.
Artık Apple'ın müşteri profili de değişti: dinleyiciler, takipçiler, "me-too"lar, "ay bu iPod'u kullanmak ne kadar kolay"lar, paris hiltonlar, "ama sevgilim çok şık değil mi?"ler ve tabi ki sevgili muhasebeciler...
Bunun en güzel ispatı da "Get a Mac" kampanyası. Apple'ın belki de ilk kitleleri, hiç Apple kullanmayanları hedefleyen ve pazar payı odaklı bu kampanyasının mesajı basit: "Ey tüketiciler, bu şişko ve aptal tiple mi takılmak istiyorsunuz, yoksa bu yakışıklı ve zeki gençle mi? Tercihinizi yapın ya 'loser' olacaksınız ya da 'cool'". Seviye bu, sofistikasyon bu...
Eskiden Apple aldığında, öncelikle en iyisini aldığını bilirdin ve iki-üç kart para ödemeye razı olurdun. Üstüne üstlük bu "en iyisi" için çok ciddi bir şeyden vazgeçerdin, alışageldiğin tüm Windows menşei bilgisayar kullanım alışkanlıklarından. Hatta şahane PC oyunlarından... Ama şimdi Apple alırken iki şeyden emin olabilirsin: öncelikle tüketici algısına göre "en popüler" ürünü aldığından, sonra da aldığın ürünün kesinlikle "easy for people" olduğundan.
Bence piyasaya çıkacak ürünler arasında bir tek Apple TV, HD teknolojileri ile uyumu ve Apple'ın teknoloji üstünlüğünü koruyan, üstün görüntü kalitesi algısı nedeni ile en başarılı Apple. iPhone ise beni hedeflemiyor, çünkü piyasada 3G uyumlu, 500 mHz işlemci hızına sahip, 9 saat konuşma ve navigasyon süresi sunan başka makineleri almayı tercih ederim. 2 megapiksellik bir kamerası ve wi-fi'ı olan bir "smart iPod"a sahip olmak gibi bir arzum yok. Üzgünüm, güzellik ve kolay kullanım da teknoloji sözkonusu ise beni çok etkilemiyor. Bilakis oyuncaklardan ziyade, cihazları seviyorum.
Steve Jobs şaşırabilir ama gözlüklü şişkolarla takılmak beni korkutmuyor, çünkü benim istediğim şekilde işlerini yaptıkları sürece ve performansları da daha iyiyse onları yönetebilirim.
Peki neden böyle bir makine piyasaya sundu Apple? Bence sebep basit, fiyat avantajı nedeni ile kolayca kitleselleşebilmek için seçilen "portable audio" dünyasında artık Steve Jobs geride kalmaya başladıklarının farkındaydı. PSP'yi takip eden dönemde iPod'a video özelliği ekleyen Apple, Microsoft Zune'un ardindan da bir tek wi-fi özelliği ekleyip yeni bir model çıkarmayı doğru bulmadı (ki haklılar). Üstelik PSP'nin bir PlayStation ve Zune'un bir de Xbox bağlantısı var ki, bu platformda Apple'ın bu markalarla rekabet edebilmesi ve bu şekilde kitleselleşmesi mümkün değildi (Bu arada Nintendo Wii'nin ne kadar "Apple"ımsı bir ürün olduğunun farkında mısınız?)
Dolayısı ile Apple markasının "zengin" olmak için "kitlesel" bir cin fikre ihtiyacı vardı. O yüzden taa iki buçuk yıldır üzerinde çalıştıkları iPhone'u, tam da içlerine sinmese de, piyasaya atıverdiler. Kendi adıma Haziran'da piyasaya çıkacak versiyonun hemen bir kaç ay sonrasında daha eli yüzü düzgün bir iPhone'un seri üretime geçeceğine yürekten inanmak istiyorum.
Peki bu durumda ileride ne olacak?
Ürün Haziran'da çıkıncaya kadar rakipler stylus istemeyen başka modeller piyasaya sunmuş olacak. Yine de Apple'ın muhteşem pazarlamacıları Haziran'da müthiş bir PR kampanyası ile tüm ünlülerin iPhone kullandıları(?) bilgisini hedef kitle ile paylaşacaklar. Herkes çok heyecanlanacak, ilk gerçek iPhone'a dokunduğunda insanların gözleri yaşaracak, dayanamayıp hemen alacaklar, hatta daha dokunmadan bile ABD'den sipariş edecekler. Markaya aşık oldukları için ürünün hiçbir eksiğini görmeyecekler, onu çok sevecekler. Sonra bir sürü anlamsız yerde, "kel alaka" insanda da aynı telefonu görecekler. Bir de bakacaklar ki heryerde, renk renk iPhone'lar var, dolayısı ile iPhone'un artık o kadar da özel olmadığını düşünecekler. Ve sonra da artık çok da Apple hayranı olmadıklarını farkedecekler. İşte tam da o anda Apple başka bir "güzel beyaz gadget" piyasaya sürüverecek... ve tekrar heyecanlanacağız.
Ben bu filmi görmüştüm ama bir sonu da vardı, sonunu da gördüm... Hatırlar mısınız, Air teknolojisi ile kalbimizi kazanan Nike, neler oldu da bir anda yerini Puma'ya, New Balance ve hatta Asics gibi daha az kitlesel markalara bıraktı. O filmi hatırlayın, Nike'ın kitleselleşmenin yükünü nasıl kaldıramadığını da hatırlayın. Sonra da aşağıdaki video'yu izleyin. İyice hatırlayın.
Cuma, Ocak 05, 2007
Reklamlarınızı da tüketicileriniz yapsın
O kadar iyi bir markasınız madem, neden hala reklam yaptırmak için para saçıyorsunuz? Tüketiciniz o kadar çok seviyorsa sizi, bırakın reklamlarınızı da onlar yapsın... TechEBlog 2006 yılında yapılmış en iyi tüketici reklamlarını seçmiş (yine konu consumer generated content), elbette bunların gerçekten iyi niyetli insiyatifler mi yoksa, ajans elinden çımmamış süsü verilmiş viral reklamlar mı olduklarını çözmek zor. Aşağıdakilerin de (özellikle ilkinin) eriştiği izlenme rakamları ve prodüksiyon özellikleri göz önüne alındığında samimiyetinden ve yaratıcısı tarafından finanse edildiğinden şüphe duyulmalı sanki. Yine de gerçek olan bir şey var, o da markalar bir şekilde tüketicilerini kendi reklamlarını yapmak konusunda aktif olmaya yönlendiriyorlar. "Word of mouth marketing" de bu işte.
Kısaca bir süre sonra artık tüketici kaynaklı reklamları olmayan markalar zor durumda kalabilir. Öyle ya, madem o kadar iyisiniz reklamınızı da bırakın tüketiciler yapsın... :P
#1 Xbox
#2 Wii
#3 Wii
#4 PSP
#5 Grand Theft Auto - Vice City Stories
Kısaca bir süre sonra artık tüketici kaynaklı reklamları olmayan markalar zor durumda kalabilir. Öyle ya, madem o kadar iyisiniz reklamınızı da bırakın tüketiciler yapsın... :P
#1 Xbox
#2 Wii
#3 Wii
#4 PSP
#5 Grand Theft Auto - Vice City Stories
Çarşamba, Aralık 27, 2006
Nike+ geldi ve trendleri iyi çalışmış
Evet, hepimiz iyi biliyoruz: viral diye "yeni bi' şi" var. Markalar internetten reklam yapıyor, o reklamlara genelde "başkası yapmış" süsü veriliyor. Öylesi makbul, çünkü, filmler çok profesyonelce olunca çok reklam kokuyor... Halbuki tüketici kaynaklı içerikler (Consumer generated content) daha samimi geliyor insanlara....
Eee?
Nike+ zaten özü modayı yakalamak olan bir ürün. "Ipod ile bi' şi' yapıverelim" akımının en eli yüzü düzgün örneği. Dolayısı ile iletişiminde de en moda, en yeni akımlar takip edilmiş. Tüketici elindenmiş gibi yapan filmler itina ile YouTube'a kakılmış. Alın size tam stratejik planlama departmanlarının isteyeceği türden nike+ viralleri:
(Toplam 5 film var, gerisi YouTube'da)
Eee?
Nike+ zaten özü modayı yakalamak olan bir ürün. "Ipod ile bi' şi' yapıverelim" akımının en eli yüzü düzgün örneği. Dolayısı ile iletişiminde de en moda, en yeni akımlar takip edilmiş. Tüketici elindenmiş gibi yapan filmler itina ile YouTube'a kakılmış. Alın size tam stratejik planlama departmanlarının isteyeceği türden nike+ viralleri:
(Toplam 5 film var, gerisi YouTube'da)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)