Bu reklam bana PC satmalı öyle mi? Saçmalık...
Salı, Mart 31, 2009
Cuma, Mart 13, 2009
Çarşamba, Mart 11, 2009
Egon büyükse viral yapma
Hamilton'un bb'yi (utanarak düzelttim, iphone sanmıştım ben onu) eline alma anına kadar, müthiş bir viral olma niteliğine sahip. Hatta "A keşke bunun aplikasyonu ve rehber bilgileri olsa da ben de yapabilsem" dedirten güzel bir viral fikir. Ofis pisti detayları, oraya kadar Vodafone marka entegrasyonu filan tam tadında. Sırıtmıyor ama o havalı "geek"lerin hangi takımı tuttuğunu da bize işaret ediyor. Oraya kadar tamam.
Ben olsam önce bu kısmını yayınladıktan bir süre sonra gerçek F1 aracı kısmını sıkı bir planlama ile yayardım(ki belki de orijinali öyledir, ben sonuna yetişmişimdir). Ve o kısımda sadece bilenler, önceki videoya ulaşacak kadar öncüller (ki benim o "early adopters" arasında olmamam normal)hedeflenmiş gibi yapardım (ki aslında bu bir pazarlama hilesi, çünkü ister istemez ilkini izlemeyenler, ikinci popüler olunca dönüp izleyecek). Amma karışık paragraf oldu.
İkinci kısımda da Hamilton'a o telefonu o kadar vermezdim, versem de 3-5 metre (lafın gelişi)kullandırtırdım. Çünkü Hamilton da olsa herkes bilir ki o iş fena cesaret ister. Oynadığın oyuncak değil. İşte bu noktada viral gerçekliğini ve samimiyetini yitiriveriyor. Bence samimiyeti olmayan bir fikir ancak komikse ya da fantaziye varacak kadar sürprizli ise viral olabilir. Samimiyetsiz ama gerçekmiş gibi yapan her şey sadece madara olur. Bunun için limit olarak ünlü Carlsberg-Mentos uygulamasını örnek verebiliriz. Spoof gibi duran ama sonunda acaip bir finale varan bir fikir. Samimi değil ama çok sürprizli.
Bu videoda sürpriz ne? Bence sonundaki Vodafone logosu. Ne alemi var o logonun... Bitti işte viral değil artık yaptığın şey, bir internet reklam filmi. O kadar hastasıysan markanın, o kadar büyükse egon yapma viral. Videonu çek, internet sitene koy edebinle. Bu video yayılmaz, yorum ve tıklama alamaz demiyorum, tıklama alır ama reklam olarak alır. Hayata girmez, çok inandırıcı olmaz, tüketicinin hiç olmaz, senin egonun yansıması olarak kalır. Ve sadece ezikler büyük egolara hayran olurlar.
Salı, Mart 10, 2009
Bu akşam Effie var ve ben sektörümden utanıyorum
Reklam etkinliği (AFK'ya göre etkililiği... etkinlik olunca sosyal bir aktiviteden bahsediliyor olmalı)dediğiniz şey, dönüp dolaşıp tüketiciyi ne kadar başarı ile manipüle ettiğinizi gösteren bir kavram. Reklam etkililiğinin etik bir boyutu olmaz ya da reklam etkinliliğinin bir optimumu, hak edişi ya da adaletinden söz edilmez.
Bu ara bunun bir başka canlı örneğini utanarak yaşıyorum. Recep İvedik kısayol kampanyası ile katma değerini sadece popüler fırsatları işaret etmek seviyesine indiren ismi lazım olmayan ajans, şimdi de benim yıllardır gördüğüm en sorumluluk-free işlerden birine girişmiş durumda.
Aşırı kredi satışından kaynaklanan bir global kriz ve ucunda bir global drama yaşıyoruz. Bu drama öyle bir seviyede ki dünyanın en kapitalist kültürü, kendi antitezini yaratmak pahasına, bir umut ışığı yakmaya çalışıyor. Bu umut ışığı Obama isimli bir liderde kemik buluyor. O adam -beğenilim, beğenmeyelim-, -inanalım, inanmayalım- insanları tüketim çılgınlığını durdurmaya, büyüme hırsını bastırmaya ve ihtirasları bırakıp krize karşı direnmeye davet ediyor. Umut vermeye çalışıyor.
Biz ise burada o adamı ticari emellerimize alet edip o krizin müsebbibi kredi satıcılarına para kazandırmaya çalışıyoruz. Krizle mücadelenin şu an tek sembolününü istismar ederek, krizi derinleştirecek bir ürün pazarlıyoruz.
Umutları ciro ediyoruz. Çünkü umut karın doyurmuyor, ama krediler karın doyurabiliyor. Kimin karnını?... Onu sormayın.
Kredi satmayın mı diyorum... Bilakis, ekonomiyi ayakta tutmak için gerekli krediyi satın ama kredi almanın da kullanmanın da bu dönem ekstra sorumluluk gerektirdiği bilincini yayarak satın. Deyin ki, çar çur etmeyecekseniz bu krediyi alın. O beğenmediğimiz, batışına kıs kıs güldüğümüz Citi Group bile Primerica gibi hizmetlerle insanı eğitiyor, kendilerini batıracak finansal kararlar almalarını engellemeye çalışıyor. Enayiliklerinden mi? Onlar mı ahlak timsalim? Hayır. Sadece belki bizden daha gelişmiş olduklarından. Bilmiyorum.
Dümdüz söyleyeyim, bu fırsatçı zihniyet dünyayı daha da batırmak ve umudun içini boşaltmaktan başka işe yaramaz. Çok popüler olur ama işe yaramaz. Peki gerçekten dünyayı batırmaya gücü yeter mi? Teorik olarak elbette bir reklamla kriz derinleşmez, drama artmaz, dünya batmaz. Bunu biliyorum, abartmaya gerek yok. Ama bir reklamla ne olur biliyor musunuz?
Bir tek reklamla insanlar gerçek ile yalan, dürüst ile sahtekar arasındaki farkı göremez olurlar. Bir tek reklamla ahlaksızı yasal, doğal hale getirirsiniz. Bir reklamla dostla düşmanı karıştırtıverirsiniz. Bir tek reklamla sorumluluk sahiplerini cezalandırır, sorumsuzluk edenleri cesaretlendirirsiniz. Bir tek krizle dalga geçen kredi reklamı ile zaten o krediyi geri ödeme niyeti olmayan bir takım ahlaksızların niyetini okşar ve onlara kredi satarsınız. Sonra da o borçları bize ödetirsiniz. Siz de "Reklam etkinlik" değerleriniz ile kendinizi bir takım ecnebilere satar, kazandıklarınızı da alemlerde yersiniz.
Yes you can. Bu akşam Effie'de de başarılı bir gece geçireceksiniz. Çünkü maşallah çok etkilisiniz. Maşallah. Maalesef.
Ne ajansın adını, ne de sözkonusu işi burada adlı adınca anıp onların "etkililik" anlayışını beslemek istemiyorum. Ama çok utanıyorum. Sorumsuz iletişimden. Sanat ve bilim gibi ahlakın da artık ticaretin emrinde olması halinden...
Çok abarttığımı düşünebilirsiniz. Belki de abartıyorum. Ama benim mantığıma göre şu Brezilya'da tecavüze uğramış kızı reklamda kullanarak vajinal jel satmaya çalışmaktan farkı yok yaptıkları işin.
Çok mu ağır söyledim. Yes I can.
Bu ara bunun bir başka canlı örneğini utanarak yaşıyorum. Recep İvedik kısayol kampanyası ile katma değerini sadece popüler fırsatları işaret etmek seviyesine indiren ismi lazım olmayan ajans, şimdi de benim yıllardır gördüğüm en sorumluluk-free işlerden birine girişmiş durumda.
Aşırı kredi satışından kaynaklanan bir global kriz ve ucunda bir global drama yaşıyoruz. Bu drama öyle bir seviyede ki dünyanın en kapitalist kültürü, kendi antitezini yaratmak pahasına, bir umut ışığı yakmaya çalışıyor. Bu umut ışığı Obama isimli bir liderde kemik buluyor. O adam -beğenilim, beğenmeyelim-, -inanalım, inanmayalım- insanları tüketim çılgınlığını durdurmaya, büyüme hırsını bastırmaya ve ihtirasları bırakıp krize karşı direnmeye davet ediyor. Umut vermeye çalışıyor.
Biz ise burada o adamı ticari emellerimize alet edip o krizin müsebbibi kredi satıcılarına para kazandırmaya çalışıyoruz. Krizle mücadelenin şu an tek sembolününü istismar ederek, krizi derinleştirecek bir ürün pazarlıyoruz.
Umutları ciro ediyoruz. Çünkü umut karın doyurmuyor, ama krediler karın doyurabiliyor. Kimin karnını?... Onu sormayın.
Kredi satmayın mı diyorum... Bilakis, ekonomiyi ayakta tutmak için gerekli krediyi satın ama kredi almanın da kullanmanın da bu dönem ekstra sorumluluk gerektirdiği bilincini yayarak satın. Deyin ki, çar çur etmeyecekseniz bu krediyi alın. O beğenmediğimiz, batışına kıs kıs güldüğümüz Citi Group bile Primerica gibi hizmetlerle insanı eğitiyor, kendilerini batıracak finansal kararlar almalarını engellemeye çalışıyor. Enayiliklerinden mi? Onlar mı ahlak timsalim? Hayır. Sadece belki bizden daha gelişmiş olduklarından. Bilmiyorum.
Dümdüz söyleyeyim, bu fırsatçı zihniyet dünyayı daha da batırmak ve umudun içini boşaltmaktan başka işe yaramaz. Çok popüler olur ama işe yaramaz. Peki gerçekten dünyayı batırmaya gücü yeter mi? Teorik olarak elbette bir reklamla kriz derinleşmez, drama artmaz, dünya batmaz. Bunu biliyorum, abartmaya gerek yok. Ama bir reklamla ne olur biliyor musunuz?
Bir tek reklamla insanlar gerçek ile yalan, dürüst ile sahtekar arasındaki farkı göremez olurlar. Bir tek reklamla ahlaksızı yasal, doğal hale getirirsiniz. Bir reklamla dostla düşmanı karıştırtıverirsiniz. Bir tek reklamla sorumluluk sahiplerini cezalandırır, sorumsuzluk edenleri cesaretlendirirsiniz. Bir tek krizle dalga geçen kredi reklamı ile zaten o krediyi geri ödeme niyeti olmayan bir takım ahlaksızların niyetini okşar ve onlara kredi satarsınız. Sonra da o borçları bize ödetirsiniz. Siz de "Reklam etkinlik" değerleriniz ile kendinizi bir takım ecnebilere satar, kazandıklarınızı da alemlerde yersiniz.
Yes you can. Bu akşam Effie'de de başarılı bir gece geçireceksiniz. Çünkü maşallah çok etkilisiniz. Maşallah. Maalesef.
Ne ajansın adını, ne de sözkonusu işi burada adlı adınca anıp onların "etkililik" anlayışını beslemek istemiyorum. Ama çok utanıyorum. Sorumsuz iletişimden. Sanat ve bilim gibi ahlakın da artık ticaretin emrinde olması halinden...
Çok abarttığımı düşünebilirsiniz. Belki de abartıyorum. Ama benim mantığıma göre şu Brezilya'da tecavüze uğramış kızı reklamda kullanarak vajinal jel satmaya çalışmaktan farkı yok yaptıkları işin.
Çok mu ağır söyledim. Yes I can.
Cumartesi, Mart 07, 2009
Lisa Kudrow Vanilla Ice'ın psikiyatrıymış
Bir haber içinde iki beğendiğim sitenin linkini vermek istedim ve mecburen böyle yanıltıcı bir başlık atmak geldi içimden.
Lexus ve Virgin Music markalarının hemen hemen hiç bir ortak yanı yok. Konumlandırmaları, pazarlama hedef kitleleri, marka özleri, rekabetleri, iş alanları, pazarlama hedefleri... hiç ama hiç bir ortak yanları yok. Sanarsınız. Eğer eski kafalı pazarlamacılarsanız.
Malum iletişim artık başka kurallarla yönetiliyor. Sosyal markalar çağındayız. Ve markalar sosyalleşirken sadece kendi gerçekleri ile değil sosyalleştikleri kitlenin gerçekleri ile hareket ediyorlar. Bu kitle markanın hedef kitlesi olarak düşünülmemeli. Kesişim noktaları var ama, bu kitle asıl markanın birlikte görünmek istediği bir kitle. Markanın temsil etmek istediklerini yaşayan bir kitle. Somutlaştırayım en klişe örneklerle; Harley Davidson pazarlama departmanı çulsuz serserileri hedeflemiyor tahmin edersiniz, dünyanın pek çok yerinde 40 yaş üstü kel yapiler hedefte ama marka onlarla birlikte görünmektense, serserilerle sosyalleşmeyi tercih ediyor. Ya da Diet ürünlerin pazarlama hedef kitlesi fidan gibi kızlar değil muhakkak ama şişkolarla birlikte görülmekten de kaçıp duruyorlar. Neden? Çünkü en iyi arkadaşları şişman olan bir zayıflama danışmanına kim güvenir ki?
Neyse. Bir yere konuyu bağlasam iyi olur.
Şuraya bağlayacağım işte.
Lexus da aynı sebeple obez Amerikalılarla sosyalleşmeyip kendi istediği havalı arkadaşları toparlayacağı işbu şapşahane siteyi aktive ediyor. Sitede markayı Oprah'la değil Lisa Kudrow'la biraraya getiriyor. Siteye üye olmak için Lexus sahibi olmak gerekmiyor ama içeriğe bakınca 30larında ve keyifli yaşamayı seven biri değilsen orada takılmayacağın anlaşılıyor. Belli ki aynı kitlede birinin daha gözü var. Başka kim Vanilla Ice'ı, Milli Vanilli'yi hatırlar? Hangi nesil Crazy frog karşısında taş olmuştur? Virgin de sadece üst kalite işlere imza attığından bu siteyi yaratmamış; bu site ile müzik gustosu olanları bir araya getirmeye çalışmıyor. Bilakis zamanında Milli Vanilli'ye inanmış bugün de Lexus'un arkadaşı olduğunu sanacak kadar saf birilerine hitap ediyor.
You talkin' to me?
Lexus ve Virgin Music markalarının hemen hemen hiç bir ortak yanı yok. Konumlandırmaları, pazarlama hedef kitleleri, marka özleri, rekabetleri, iş alanları, pazarlama hedefleri... hiç ama hiç bir ortak yanları yok. Sanarsınız. Eğer eski kafalı pazarlamacılarsanız.
Malum iletişim artık başka kurallarla yönetiliyor. Sosyal markalar çağındayız. Ve markalar sosyalleşirken sadece kendi gerçekleri ile değil sosyalleştikleri kitlenin gerçekleri ile hareket ediyorlar. Bu kitle markanın hedef kitlesi olarak düşünülmemeli. Kesişim noktaları var ama, bu kitle asıl markanın birlikte görünmek istediği bir kitle. Markanın temsil etmek istediklerini yaşayan bir kitle. Somutlaştırayım en klişe örneklerle; Harley Davidson pazarlama departmanı çulsuz serserileri hedeflemiyor tahmin edersiniz, dünyanın pek çok yerinde 40 yaş üstü kel yapiler hedefte ama marka onlarla birlikte görünmektense, serserilerle sosyalleşmeyi tercih ediyor. Ya da Diet ürünlerin pazarlama hedef kitlesi fidan gibi kızlar değil muhakkak ama şişkolarla birlikte görülmekten de kaçıp duruyorlar. Neden? Çünkü en iyi arkadaşları şişman olan bir zayıflama danışmanına kim güvenir ki?
Neyse. Bir yere konuyu bağlasam iyi olur.
Şuraya bağlayacağım işte.
Lexus da aynı sebeple obez Amerikalılarla sosyalleşmeyip kendi istediği havalı arkadaşları toparlayacağı işbu şapşahane siteyi aktive ediyor. Sitede markayı Oprah'la değil Lisa Kudrow'la biraraya getiriyor. Siteye üye olmak için Lexus sahibi olmak gerekmiyor ama içeriğe bakınca 30larında ve keyifli yaşamayı seven biri değilsen orada takılmayacağın anlaşılıyor. Belli ki aynı kitlede birinin daha gözü var. Başka kim Vanilla Ice'ı, Milli Vanilli'yi hatırlar? Hangi nesil Crazy frog karşısında taş olmuştur? Virgin de sadece üst kalite işlere imza attığından bu siteyi yaratmamış; bu site ile müzik gustosu olanları bir araya getirmeye çalışmıyor. Bilakis zamanında Milli Vanilli'ye inanmış bugün de Lexus'un arkadaşı olduğunu sanacak kadar saf birilerine hitap ediyor.
You talkin' to me?
Salı, Mart 03, 2009
Microsoft demişken...
Şimdi de Microsoft'a taktım galiba. Ama takılmayacak gibi değil. Şimdi de aşağıdaki videoyu izleyince Microsoft'a yatırılan onca paraya, onca maaşa, onca yatırıma acıdım;
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)